Bunca seneden, yaşanan onca saçma kavgadan, kutuplaşmalardan, uzaklaşmalardan, kızmalardan, yaralanmalardan, gitmelerden, gelmelerden sonra…
Yıllar sonra..
Biraz daha büyüdükten, yüzümde az biraz daha olgun bir tebessümle gezmeye başladıktan sonra…
Ancak şimdi fark edebiliyorum arkadaşlığın ne kadar değerli olduğunu…
Arkadaşlarımın ne kadar önemli olduğunu…
…
Arkadaş dediğin,
Başınız sıkınca yanınızda olan, omzunda ağlayabildiğiniz, mutluluğunda da hüznünde de, yalnızlığında da, kalabalıkta da hep yanınızda olan, biricik sırdaşınız…
Değil.
Yani elbette bunlar da var, ama benim söylemek istediklerim daha farklı, kalıp dışı.
Yani benim teşekkürlerim öncelikle, birbirini çok seven ama ara sıra inanılmaz gıcık olan, hatta birbirlerine tahammül edemez noktaya gelip, küsüp, barışıp, trip atıp, en nihayetinde kahkahalarla yeniden bir araya gelen arkadaşlarıma… Onların bu güzel yüreklerine…
Ya da ne bileyim gecenin yarısı, sırf sesim kötü geldi diye, beni gelip evimden alabilene… Her daim aklı başında konuşup, beni sakinleştirebilene… Çok güzel yemek yapabilene… Herkese gülümseyebilene… Hönk’te sakin kalabilene…Yatağının yarısını bana verebilene…
Bir türlü tam olarak yıldızlarımız barışmasa da, uzun, hatta çok uzun zaman görüşmesek de, artık bunu aşabilene, bana gerçekten sıcak davranıp, tüm o soğukluğu eritebilene, üzüntüme ortak olabilene, samimiyetinin gerçekliğine inandırabilene… Hönk oynamayı sevmeyene… Eğer hala aynıysa o kocaman yatağına 3 kişi sığdırabilene…
Sonra hiç dertleri yokmuş gibi, uzun uzun beni dinleyip, suratsızlığımı çekebilen herkese…
Beni ilgisizlikle suçlayıp, telefonda kısa konuşabilene, faturası çok gelecek diye, asıl derdi Scrabble’da sürekli bana yenilmek olmasına rağmen… Sürekli yorgun ama sürekli sporda olabilene… Hönk’te hep eşim olup, en gıcık davranabilene… Bana asla yatağını vermeyene…
Beni ‘kocaman’ evinde her daim ağırlayacağını bildiğime, 7 yaşımdan beri hep dibimde bitene, en büyük küslüklere rağmen hala sımsıkı sarılabildiğime… Annesini annem, Babasını babam bildiğime… Hönk’te asla altına oturulmaması gerekene… Bana başka bir oda verebilene...
Yalanlarıma ortak, sırlarıma mühür, doğrularıma pusula, ama en mühimi yalnız hissettiğim her an, sadece varlıklarını düşünmenin bile yettiği canım arkadaşlarıma teker teker teşekkür ederim…
Ben her türlü ilişkinin, hep aynı emeği ve saygıyı hak ettiğine inanırım. Arkadaşlıkta öyle.
Ne eskisi kadar kavgacıyım ne de alıngan. Artık özen gösteriyorum, korkuyorum çünkü. O salak cesaretim yok artık. Zırt bırt arkamı dönüp gitmiyorum, her döndüğümde bir şeyler eksik kalacak, biliyorum. Değerli bir kristal gibi taşıyorum elimde dostlarımı, eğer bu saatten sonra kırılırsa, tamir edilemez çünkü. Çok tökezlersem eğer, kızar da mantıklı düşünemezsem hemen atıveriyorum birine, biraz anlayış, az biraz sabır gösteriyor o da, biraz da o koruyor o kristali, geçiyor, gidiyor…
..
Ve unutmadan, unutulduğunu sanan, uzakta kalan, uzağımda olan, yollarımızın paralel olmadığı, az konuştuğum, hiç konuşmadığım, ihmal ettiklerim, hatırlayınca gülümsediğim ama asla o eski yakınlığı kuramayacağımı bildiğim, hiç görüşmediğim ama eğer yan yana gelirsek kaldığımız yerden sohbetimize devam edeceğimize emin olduğum herkes umarım beni anlar. Hayatın bazen, insanı, istese de istemese de koparıp kendine çektiğini bilir. Beni vefasız değil de, eski ama eskimeyen, iyi bir arkadaş olarak hatırlar.
Ben öyle yapıyorum, geçmişimle kavga etmiyorum.
…
Ve, ve, ve son olarak demem o ki, hiç birini kaybetmek istemiyorum.
Eminim hepsi onları ne kadar çok sevdiğimin farkında. Ama ben bunu belgelemek istedim. Şüphesi olan varsa, kalmasın istedim. Belki de farklı bir hediye vermek istedim. Yüreklerini titretmek istedim.
Başardım mı, bilmiyorum…
Bunu bir sonraki balkon sefasında bir mum yakıp, etraflıca konuşup, anlayacağız artık…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder