19 Ocak 2011 Çarşamba

korkak

korkuyor insan  çoğu zaman yeni, yepyeni bir karar almaya
bu yüzden takılıyor mutsuzluğun oltasına
cesaretsizliğinden...
'ya düşlediğim gibi olmazsa' ihtimalinden...

oysa hayaller yakın, bir nefes uzaklığında
yanar diye korkmasan da uzatsan elini dokunacaksın aslında.

13 Ocak 2011 Perşembe

delilik

bir kasabın ete indirdiği darbe gibiydi gidişin
kusursuz bir yarık açtın içimde
tüm organlarım dışarı döküldüler
konuşamadım.
sen, ellerinde benim kanım,
kurumasını beklemeden düştün yollara.
yaramın iyileşmesini beklemeden
ve sonra dedin ki; 'iyileşmeyecek zaten'
haklıydın.
ben ardından, sensizliğe ağıt yaktım.
tek tek, düşen her gözyaşımı
her gün, tüm saniyeleri
kapalı havalarda yağmur tanelerini
sokakta yürüyenlerin adımlarını saydım.
sen bir gün bana demiştin ki: 'sen aslında deliliğin sınırındasın'
haklıydın.

yani demem o ki: ben, senden sonra, şuan ve daha sonra, hep senin haklılığını kanıtlama çabasındaydım.
belki dönersen, gelirsen hani; hoşuna gidecek şeyler söylemek için sırf.
yine sana, hala sana, hep sana.
sana bütün bu saçma çabalarım.

bir bitişe yakılan ağıt

adamın sıkkınlığı.
kadının bıkkınlığı.
bu yorgunluk, bu yıllanmışlık hissi.
sürüp giden sessizlikler,
uzayıp bitmeyen saniyeler.
birbirinden kaçan gözler, kırıcı olmayan arkadaşça sözler
bitmiş artık, zaman tükenmiş.
ateş sönmüş.

artık kavga yok, kıskançlık, ihtiras, dokununca yakan tenler yok.
eskimiş aşk. zaman yamalı bir halıya benzetmiş.

bakıyor kadın adama, 'ne kadar severdim, ne çok sevdim' diye düşünüyor utanarak, böyle düşünmesi ayıpmış gibi, ihanet etmiş gibi hissediyor.

bakıyor adam kadına 'ah bu gözler, ömrümü, canımı verirdim yoluna' diye düşünüyor utanarak, böyle düşünmesi ayıpmış gibi, ihanet etmiş gibi hissediyor.

sonra sessiz bir alışveriş başlıyor.
kadın önce ellerini alıyor erkekten, erkek kadından gözlerini. sonra yüreklerini geri veriyorlar birbirlerine. edilen yeminler için tövbe ediyorlar içlerinden, verilen sözler için özür. hayaller takas ediliyor. kadın yavaş yavaş tamamlanıyor, erkeği usul usul tamamlayarak. dudaklarını, sorumluluklarını, sırlarını döküyorlar masaya. kendine ait olanı alıyor herkes. üzgünler, çok üzgünler ama ağlayacak kadar değil. üşümeye başlıyor kadın kendinden gidenlere, erkeği ateş basıyor aldıklarına dair. farklılaşmaya başlıyorlar. yalnız olmaya, 'o'nsuz olmaya adım adım yaklaşıyorlar. kadının dudakları hareket ediyor bir şey söyleyecekmiş gibi, cayıyor. erkeğin eli gidecek gibi oluyor kadına vazgeçiyor. uğraşmanın, çabalamanın, bu zahmete girmenin hiçbir anlamı yok artık biliyorlar. sözcükler tükenmiş. heceler, kelimeler, kurulan uzun cümleler, gecelerce süren sohbetler bir anda yok oluyor. asılı kalıyor zaman havada. ya da kadın ve erkek öyle sanıyor. bitti. bitiyor. kayıp gidiyor bir 'AŞK' elden, elden bir şey gelmiyor. bu kaçıncı bitiş, bu kaçıncı aradığını bulamama, bu kaçıncı hayal kırıklığı. bilmiyorlar. umurlarında değil. sonra kaldırıyor adam başını kadının gözlerine kilitleniyor. ve o gözlerde özür, veda görüyor. yüreğinden sıcacık bir öpücük yolluyor kadına, içinden sessizce 'mutlu ol' diyor. duymuyor kadın ama gülümsüyor, içinden 'sen de' diyor. kadın içindeki çocuğun elini tutuyor, adam kendi ruhunun ayrı ayrı yollara gitmeye başlıyorlar. yol uzun, yol dolambaçlı, yol belki de çıkmaz.

çok zaman sonra, farklı farklı yerlerde ama aynı anda kadın omzunu kokluyor, erkek ellerini. birbirlerinde neyi bıraktıklarını farkediyorlar. birbirlerinden alamayacakları tek şeyi.
kokularını. 
ağlamaya başlıyor kadın, ağlamaya başlıyor erkek.
bir bitişe yakılan ağıt yüğreklerini dağlıyor. 
sonra rüzgara çıkıyorlar belki koku gider sahibini bulur diye.
içten içe asla gitmemesini dileyerek...

8 Ocak 2011 Cumartesi

şehir

insan sevmeli yaşadığı şehri.
yoksa ölür. yaşamayamaz yoksa.
nefes alamaz, koşamaz, gülemez asla.
öyle ya da böyle, bir şekilde tutunmalı insan
bir semtini, bir binasını bile olsa sevmeli şehrinin.
gözlerini kapatınca huzur duyabilmeli az bile olsa.
sevmediği komşular, hatırlamak istemediği olaylar vardır mutlaka
ama mühim olan 'rağmen' yaşabilmek hayata.

'o'na rağmen
'bu'na rağmen
'şu'na rağmen

yani inadına.



yoksa olmaz.
yoksa şehir kollarını açmaz.
zerre kadar bağlılık duyulmadan hiç birşeyin yanında kalınmaz.