'haydi içelim. .... yok olup giden bütün umutlara. kurduğumuz tüm hayallere rağmen hiç değişmeyen dünyaya.... erken ayrılmayi tercih eden herkese. denize içelim. hiç yorulmak bilmeyen denize. başlangıca ve sonsuza. ...........'
(Ulysses'in Bakışı - To Vlemma Tou Odyssea )
11 Ağustos 2011 Perşembe
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Aşkımız
Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı;
gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.
Hiç düşündün mü belkiyi
Belki, eline en yakışan takı benim elim.
Belki de en belli olacak yalan, benim söylediğim...
Belki sen ve belki ben...
Yoksulluk, kirden rengi tanınmayan
bir beyaz tutsaklık...
İnsan kendine iltica edebilir mi?
Ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri..
Ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.
YILMAZ ERDOĞAN
gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.
Hiç düşündün mü belkiyi
Belki, eline en yakışan takı benim elim.
Belki de en belli olacak yalan, benim söylediğim...
Belki sen ve belki ben...
Yoksulluk, kirden rengi tanınmayan
bir beyaz tutsaklık...
İnsan kendine iltica edebilir mi?
Ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri..
Ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.
YILMAZ ERDOĞAN
9 Ağustos 2011 Salı
o an - 1
Elinde ufak bir çakı. tıpkı kendisi gibi ha kırıldı ha kırılacak, çelimsiz. geçmiş duvarın köşesine kim bilir kimi bekliyor. dudaklarının arasında yıllanmış bir orospuya benziyor sigara, çirkin, geçgin, külü inatla düşmemiş duruyor hala ucunda. adam-çocuk içiyor acemice, içmiş olmak için, hiç de yakışmıyor daha üstünde bıyık bitmemiş dudaklarına. kısacık saçlarının altında yatıyor çocukluğu aslında; sağ kulağının arkasında, çocukluk arkadaşı Muhsin'in attığı taşın izi. kafasının tam üstünde irice bir yarık; babasının eseri. Ensesinin hemen üzerinde incecik uzun bir kesik çizgisi. beyaz gömleğinin önü açık göğsüne kadar. toplasan 50 kilo yok daha ama 'adam ki ne adam' sanıyor belli ki kendini. En fazla 15 yaşında. Ama baksan gözlerine 'ne yaşadın' dersin, ' ne oldu sana daha bu yaşta?'. O gözler ki; nefret dolu, kızgınlık dolu dünyaya. incecik kollarında irili ufaklı faça izleri, burnundan soluyor delikanlı. kızmış; kan çanağı gibi gözleri. bekliyor birini; kim bilir kimi? çatmış kaşlarını, siper etmiş gözlerine bakıyor sinsi sinsi. Elleri biraz titriyor gibi, çocuk-adam korkuyor gibi, yüreği göğsüne güm güm vuruyor gibi. ceketinin yakalarını kaldırıp, çekip kulaklarına kadar çömüyor duvarın dibine; az önce attığı izmariti görüyor yerde; hayret üstüne de basmıştı ama sönmemiş işte ateşi.
Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
TURGUT UYAR
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
TURGUT UYAR
4 Ağustos 2011 Perşembe
özür
Ne kötü bir acıya ortak olamamak.
Ne desen boş, ne söylesen yavan ve hatta yalan.
Üzgün bir kalbe dokunmak ne zor, hissedememek .
Yanında olamamak ne acı yorgun bir bedenin.
‘Yüreğim sızlıyor, üzülme sen. Dökme yüzünü, küstürme sesini bana’
demek nasılda bencilce.
İnsan işte sevdiğini her türlü acıdan uzak tutmak istiyor.
Her ne kadar bilse de imkansızlığını; çabalıyor çaresizce.
elimden gelse de silsem gamını ama nafile; gücüm yetmiyor.
3 Ağustos 2011 Çarşamba
hadi gülümse...
gülebildiğin kadar gül, çünkü ağlamak için muhakkak bulursun sebep.
gül ki; mutlu sansınlar seni, bir bakmışsın bir sabah sen de inanıvermişsin bu yalana.
insanların yansımasıdır çünkü; seni olduğun sen yapan.
neyse yorma kafanı, gül hep; hiç durmadan.
belki sezen aksu haklıdır; belki gülümseyince; kim bilir
gerçekten de gidiverir bulutlar.
Anladın mı?
Kimse kimsenin Allah'ına, ideolojisine, cinsel tercihine ve hiç bir şeyine karışamaz. Herkesin inancı, yaşam tarzı ve düşünceleri kendisini ilgilendirir. Önemli olan tek şey; iç huzurdur. Her kim yaptığından pişman ya da üzgün değilse, mutlu ve özgürse üstelik; bu başka hiç kimseye tek kelime etmemesi için yeterli bir sebeptir. İnsanlar doğumlarından ilk gençlik yıllarına kadar maruz kaldıkları dini-siyasi ve daha nice baskıya direnemeyebilir ama direnebilir de; her iki durumda da yapılması gereken sadece susmaktır. Yine ve yeniden söylemeliyim ki; bu hiç kimseyi alakadar etmez. Fikir beyan edilebilir, belli bir seviyede tartışıladabilir ama yargılanamaz. Toplumdan soyutlanamaz. Bir türbanlı, bir fahişe, bir komünist, bir faşist, bir nihilist, bir ataist, bir eşcinsel, bir gerilla. Kimse.
Hiç kimse, bulunduğu taraftan dolayı taşlanamaz, dışlanamaz. İsteyen istediği oyunu, dilediği kurallarla oynar. Kazanacak olan da kaybedecek olan da yine kendisidir çünkü.
Sen korkaksın diye; herkesten korkak olmasını bekleyemezsin. Sen cesaretsizsen; ilacı başkasında değil. Aynı şekilde sen cesursun diye, etrafın gözü kara insanlarla dolmayacak hemen. Sen azimlisin diye, bütün tembeller ayaklanmayacak hırsla.
Bildiğin, öğrendiğin, ezberlediğin herşeyi unut. Bütün etiketleri, yargıları, kalıpları kır at. Bugüne kadar (farkında olarak ya da olmayarak) kafanda oluşturduğun bütün duvarları kır, örümcek ağlarını temizle. Bakış açını değiştir. Anlamaya çalış. 'O da insan' de. 'Hiç bir farkımız yok' de. 'Herkes eşittir' de.
"Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir" demiştir George Orwell ama biz yanıldığını varsayalım. Bu bir ütopyada olsa, gerçek olması için uğraşalım.
Şimdi; anlamsız ve süslü laflarla ahkam kesmeyi (hem de cahilce) bırakıp, biraz okuyalım, yorum yapmadan önce bir durup lafımızı tartalım. Çıldırmış gibi milliyetçilik oyunları oynamayı bırakalım, bayrağı şovenistçe kullanmayalım. Ne bir Amerikan, ne bir Rus ne de bir Türk dünyaya bedel falan değil; kendimizi kandırmayalım.
Hiç kimse, bulunduğu taraftan dolayı taşlanamaz, dışlanamaz. İsteyen istediği oyunu, dilediği kurallarla oynar. Kazanacak olan da kaybedecek olan da yine kendisidir çünkü.
Sen korkaksın diye; herkesten korkak olmasını bekleyemezsin. Sen cesaretsizsen; ilacı başkasında değil. Aynı şekilde sen cesursun diye, etrafın gözü kara insanlarla dolmayacak hemen. Sen azimlisin diye, bütün tembeller ayaklanmayacak hırsla.
Bildiğin, öğrendiğin, ezberlediğin herşeyi unut. Bütün etiketleri, yargıları, kalıpları kır at. Bugüne kadar (farkında olarak ya da olmayarak) kafanda oluşturduğun bütün duvarları kır, örümcek ağlarını temizle. Bakış açını değiştir. Anlamaya çalış. 'O da insan' de. 'Hiç bir farkımız yok' de. 'Herkes eşittir' de.
"Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir" demiştir George Orwell ama biz yanıldığını varsayalım. Bu bir ütopyada olsa, gerçek olması için uğraşalım.
Şimdi; anlamsız ve süslü laflarla ahkam kesmeyi (hem de cahilce) bırakıp, biraz okuyalım, yorum yapmadan önce bir durup lafımızı tartalım. Çıldırmış gibi milliyetçilik oyunları oynamayı bırakalım, bayrağı şovenistçe kullanmayalım. Ne bir Amerikan, ne bir Rus ne de bir Türk dünyaya bedel falan değil; kendimizi kandırmayalım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
