Uzun bir seyahate çıkmıştı kadın. Atlamış bir gemiye liman liman, ülke ülke, şehir şehir geziyordu.
Her karaya bastığında içinde bir yerlerde yeni duygular keşfediyor, gemiye her binişinde kül rengi hislerini bırakıyordu denize.
Her karaya bastığında içinde bir yerlerde yeni duygular keşfediyor, gemiye her binişinde kül rengi hislerini bırakıyordu denize.
Kafasını dinliyor, uzaklaşıyor, arınıyor, hafifliyordu...
Ardında bıraktığı ve kısa süre sonra yeniden dönmek zorunda olduğu şehirde bir sevgili, bir aile ve
arkadaşlarını bırakmıştı. Ama şuan yalnızdı. Yalnızlığını obur bir aşçı gibi yiyor, tadına doyamıyordu.
arkadaşlarını bırakmıştı. Ama şuan yalnızdı. Yalnızlığını obur bir aşçı gibi yiyor, tadına doyamıyordu.
Kulağında hafif bir müzik ;
"Eminim bir gün senle buluşup bir şeyler içeceğiz,
hatta belki eskileri anacağız dertleşeceğiz" diyordu.
Gezide sıra Yunan Adaları'na geldiğinde kaderin kendisi için belirlediği koordinatların en önemli
noktalarından birinde olduğunu bilmiyordu. Gemiden usulca inip, salına salına yürümeye başladı.
noktalarından birinde olduğunu bilmiyordu. Gemiden usulca inip, salına salına yürümeye başladı.
Zamanın durduğu bir yerdi burası. Huzurun doruk noktası.
Her yanda zeytin ağaçları, salaş mı salaş balıkçılar vardı. Yaşlıydı insanlar, aldıkları yaşlarla
barışıktılar. Sahil boyunca uzanan manzaraya vuran turuncu ışık, günün bitmek üzere olduğunu haber veriyordu. El sallıyordu güneş giderken. İrili, ufaklı onlarca tekne sıralanmıştı kıyıya, içindeki insanlar şaşkın, kadına bakıyordu, 'nereden çıktı bu' diye. Sanki genç bir insan, taze bir kan bozuyordu bu iklimin ruhunu. Ama öyle huzurlu, öylesine hafiflemişti ki kadın, o bakışları fark etmedi bile.
barışıktılar. Sahil boyunca uzanan manzaraya vuran turuncu ışık, günün bitmek üzere olduğunu haber veriyordu. El sallıyordu güneş giderken. İrili, ufaklı onlarca tekne sıralanmıştı kıyıya, içindeki insanlar şaşkın, kadına bakıyordu, 'nereden çıktı bu' diye. Sanki genç bir insan, taze bir kan bozuyordu bu iklimin ruhunu. Ama öyle huzurlu, öylesine hafiflemişti ki kadın, o bakışları fark etmedi bile.
Biraz ileride, köhne bir balıkçının tahta sandalyelerini gördü önce, sonra hafif bir anason
kokusu duydu uzaktan, eğer az sonra gidip, o masaya oturacak olmasaydı, 'rakı' derdi duyduğu kokuya, uzo değil.
kokusu duydu uzaktan, eğer az sonra gidip, o masaya oturacak olmasaydı, 'rakı' derdi duyduğu kokuya, uzo değil.
Biraz daha ilerleyince gördü erkeği. Dünyanın bambaşka bir yerinde, yalnızlığıyla iç içe yürürken, hiç
beklemediği bir anda sırtından vurulmuşçasına durdu önce, sendelemedi ama. Gülümsedi.
beklemediği bir anda sırtından vurulmuşçasına durdu önce, sendelemedi ama. Gülümsedi.
'İyiyim' dedi kadın, erkeğin sorduğu soruya, 'Mutluyum da.'
Konuşacak, anlatacak, susulacak, gülünecek, şaşılacak öyle çok şey vardı ki, yetmedi zaman,
yetemedi.
yetemedi.
Battı güneş, soğudu hava, kızdı deniz, uyudu yaşlılar.
Tüm yıldızlar açtılar gözlerini kocaman kocaman, paylaşılan sırlara, edilen itiraflara kulak
kabarttılar. Deniz ve ay kahkahalarına eşlik etti erkek ve kadının.
kabarttılar. Deniz ve ay kahkahalarına eşlik etti erkek ve kadının.
Bu güzel, bu küçük, bu huzurlu, bu masum ada, şahit olmak zorunda kaldı girilen bu duygusal
günaha. Aynı masada, sadece oturarak, sadece konuşarak, sadece susarak
ihanet ettiler belki de, hayatlarındaki başka insanlara.
günaha. Aynı masada, sadece oturarak, sadece konuşarak, sadece susarak
ihanet ettiler belki de, hayatlarındaki başka insanlara.
Bitti uzolar, tükendi kalamar.
Yeni bir günü karşılamaya, yeni tesadüfler yaşatmaya hazırlanmaya başladı doğa.
Geldi, çattı ve beklemeye başladı veda vakti 'hadi' dercesine.
Erkek ve kadın hem son derece neşeli hem de son derece hüzünlü ayrıldılar.
Başka başka gemilere binip, farklı yönlere gitmeye başladıklarında, dönüp birbirlerine bakmaya
çalıştılar ama başaramadılar. Ne biri diğerinin, ne beriki ötekinin kendisini görmeye çalıştığının farkına varmadı.
çalıştılar ama başaramadılar. Ne biri diğerinin, ne beriki ötekinin kendisini görmeye çalıştığının farkına varmadı.
Ve yeniden beklemeye koyuldular, bir başka tesadüfün kendilerine oynayacağı güzel bir oyunu.
Kim bilir, belki, yine bir gün, haritanın ücra bir noktasında kesişir yolları?
Hem, belki güneşin daha geç battığı bir yer olur burası.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder