27 Ekim 2010 Çarşamba

Ölüm gelmeden önce

Yazabilmeyi isterdim…


Anlatabilmeyi isterdim ölümü…


Verdiği acıyı, ardında bıraktığı hüznü, asla geçmeyen o kederi söyleyebilmeyi isterdim çok


Ama yapamıyorum..


Hiçbir zaman mezar taşıyla konuşmadım ben, ‘gitti, bir daha gelmeyecek' demedim kimsenin arkasından, sevdiğim kimseyi sarmadım kefene, karalar bağlayıp ağlamadım hiç…


Bilmiyorum o yüzden…


Ama hissediyorum sanki… Sıcacık bir yaz günü uzanmışken kumsalda esen soğuk bir rüzgarda, kuzey kutbu’nda olmayı hayal etmek gibi benimkisi… Saçma yani… Garip bir his.. uzak..  Ama sanki çok da yakın…


Güzel bir konu değil biliyorum… Ama yazasım var, anlatasım var bilmediğim, tanımadığım o duyguyu…


Betimlemelerim yetmiyor, hayal etmek işime gelmiyor… Ama içimde garip bir korku var…


Ölüm korkusu…


Sanki uzaklarda bir yerlerde tanıdığım birisi ölmüş gibi, mecaz anlamda değil ama gerçekten… Toprak kokusu geliyor burnuma, ürküyorum…







Ölümün zamansızlığımı, amansızlığımı yoksa bilinmezliği mi beni korkutan bilmiyorum…





Hep hedonist oldum ben.. Düşünmedim yarını, yani en azından içinde bulunduğum anın keyfini çıkardım her zaman… Ölüm ‘kader, kısmet’ti benim için. Kendimi kandırmışım şimdi anlıyorum..


Ölmeyecekmiş gibi davrandım…


Gitmeyecekmişim, kazık çakacakmışım gibi dünyaya…

Kırdım, hırpaladım, saydım, sövdüm…


Hiç ‘ya bugünün yarını olmassa”  diye düşünmedim.


Düşünenleri küçümsedim, kibirli davrandım, hatta kibirli halimi sevdim…


Şimdi düşünüyorum da, ben bugün ölürsem, her şey yarım kalacak…


Ölümden korkmak çözüm değil biliyorum.. Ama sanırım ben bugün belki herkesin çoktan farkına vardığı ve hep söylediği o klişe cümleyi ilk kez bu kadar berrak bir şekilde gördüm, hissetim:


“hayata bir kez geliyoruz”


Evet, dünyaya bir kez geliyoruz… Ve istenilen her şey yapmaya değer, sonu kötü de olsa, yıksa da dünyaları başımıza, o iğrenç hayal kırıklığını bile yaşamaya değer…


Sevemeye, sevilmeye değer… Sonuna kadar, dibine vurarak… Kızmaya da değer, öleceğiz diye kimsenin gözünün içine dik dik bakma hakkımız yok değil ya…



Ama farkında olarak…


Ölüm her an gelebilir, birden her şey yok olabilir, bozuk bir dvd gibi en güzel yerinde takılıp kalabilir hayat…


Bunu söylemek için çok gencim biliyorum ama sanırım ömür gerçekten çok kısa…


Çok kısıtlı bir zamanımız var dünya üzerinde yapabileceklerimiz adına…


Günahıyla sevabıyla, cenneti ve cehennemi fazla düşünmeden yaşayacak çok az bir zaman dilimi…


Ölünce ne olur bilmiyorum, ruh bedenden ayrılır mı, döner dolaşır çiçek mi oluruz, yoksa böcekler mi yer sadece bedenimizi hiçbir fikrim yok…


Umurumda da değil… Sadece yaşamak istiyorum, bu zamana kadar yaptığım gibi…


Doğru bildiğimi okuyarak…



Yanlışlarımla büyüyerek…


Gerekirse ukalalık yaparak…


Yani öldüğümde, eğer ölümden sonra bir hayat varsa dünyaya şöyle bir yukarıdan bakıp, “ohh bee” demeyi istiyorum…


Azrail o korkunç haliyle geldiğinde, mutluluğumu görüp, şaşırsın istiyorum, hevesi kursağında kalsın…


Ve tanrı, cehennemin kapısında: “ geç bakalım” desin bana “içerisi daha eğlenceli”…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder