29 Temmuz 2011 Cuma

Hepsi bu

Değişen ben değilim
dönüşen savaş
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:

bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak

şimdi ölüm bile yetmiyor
acılarımızı tartmaya
dostlar
alıngan bir sahili pinekliyorlar
bir merhabayı bıçaklar gibi artık
selamlaşmalar

değişen ben değilim
dönüşen savaş

artık zaman bile yetmiyor
yaşadığımızı sanmaya

yine de ışıklar bu kenti
güzelmiş gibi gösteriyor
geceleri...

geceler...
yani
Ahmet Haşim in kafiyeleri...

seni aklıma düşüren
yerçekimi değil
yalancı yıldızlar
öyle uzaksın ki
üflesem soğuyacaksın
sarılsam okyanus

bir aşka yetecek kadar
ve anımsatacak kadar
sebepsiz bir ölümü,
acılarımız
ve kafiyelerimiz var...

işte hepsi bu kadar...
 
 
 
YILMAZ ERDOĞAN

19 Temmuz 2011 Salı

uğurlama

zaman duracak önce.
geçmeyecek vakit. nefes alamayacağım bir süre.
bunalacağım. durup durup 'off' çekeceğim yerli yersiz.
sıcaklardan şikayet edeceğim, işten güçten yakınacağım durmadan.
dışarı çıkmayacağım; canım çekmeyecek.
salacağım kendimi bir süre, aynalara küseceğim.
ağır aksak, yarım yamalak günlerim olacak.
suratsız ve uykusuz saatler geçireceğim.
yemekler tatsız gelecek ağzıma, su geçmeyecek boğazımdan.
ağız dolusu gülmek kalkacak rafa.
sonra sonra farkedeceğim ki uykum yok aslında
hava çok güzel ve yemekler çok lezzetli
mutlu ve üstelik aşığım da;

ve tam da bu sebepten eksik herşey
sırf sen yoksun diye ankara'da.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

14 Temmuz 2011 Perşembe

anla artık

başka gözlerde arama kendini
salak olma.
bil ki; bir yabancı karşındaki
asla tanıdım sanma.
ve sen beş kat elsin onun için.
her dokunuş yakınlık değildir her zaman
yanılma.
avucundaki elin sahibini, dünyanın en anlayışlı insanı sanıp da kanma.
açma kendini fazla, kapılma.
hep bir ayağın dışarda olsun, bir pencere açıldı da içeri güneş girdi diye
diğer bütün kapıları insafsızca kapama.
kendini dinle.
ne istediğini bil. kırılma kolay kolay.
zırlama herşeye.
yalnızsın.
daha kaç kez söylemem gerekecek
daha kaç kez tecrübe edeceksin bunu anlamak için.
sürekli kendine bir yoldaş arama.
yollar ve yolculuklar yalnızken güzel zaten.
zorlama.

başlığa da gerek yok

kalbim kolay kırılmaz benim
zehirli sözler kolayca karışmaz kanıma
kızarım, üzülürüm ama geçer.
tren gibi, su gibi, rüzgar gibi ömür gibi geçer sinirim bir çırpıda.
mevsimler gibi değişir fikirlerim.
yığılıp kalmam yere yanlış anlaşıldım diye
ama cevap da vermem arsız sözlere.
madem ki hayatımdaki kimse benim için yaşamıyor
madem ki ben herkesi oyun hamuru yerine koyuyorum
varsın öyle bilsin yakın bildiğim gizli eller.
ağlamam, anlatmam doğrusunu.
uğraşmam, çabalamam bundan öte.

affederim geçer, hayat kısa; güzel bir film, harika bir şarkı kadar.
yeterince dolu zaten içim, taşırmanın alemi yok.
taşklınlığın alemi yok.
fazladan bir ilgi beklemenin anlamı ise hiç yok
olduğu gibi kalsın, yontulmadan, değişmeden.
ben yine bildiğim gibi, bildiğin gibi.
olması gerektiği gibi değil belki ama istediğim gibi.
anlamaya çalışma, anlatmaya uğraşma,
bırak yıktığın gibi, dağıttın gibi, algıladığın gibi kalsın.

ziyanı yok.

babasız kızlar balosu

bu davette topugunuzun ya da kanadınızın
biri kırık olmalı
bu şartı yerine getirmeyenler
kırık ön dişler ya da deşik ciğerlerle de
katılabilirler.

uzun hazırlıklardan geçtik biz
uzakdiyarlara uçtuk: başka çaremiz yoktu
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
çirkiniz! çirkiniz!
zır deliyiz. güzeller güzeli şüphe
kır kalbimi, alışığım ben
yeşil gözleri babamın: gözleri zehirli yosunlardandır
ince ince proje dokur, gürcü soğuk ve mağrur
babamı hiç görmedim - ki onca yıldır

bu baloya davetli kızlar
babalarının cenazesinde bulunmayacaklar

niye seveyim seni
babalarının terk ettiği kızlar, kötülüklerinde cömert
aşklarında hazin ve güvenilmezdirler

babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
öyle birşey koptu ki içimizde
bütün kötü kadınlar bizden sorulur
kaçmayı biliriz biz en iyi
ey cesur ey sevgili sıkıysa bak gözlerime
taşa çeviririm seni, mum gibi eritirim
çocukluk acıları pazılarımdır benim
ah ben ne güçlü ne unutkanım bilemezsin.

balomuz gece yarısını geçe başlayıp
canımız isteyince biter

kandırdur arabalarıyla dolanmayız biz
cam kırıklarında dans etmek varken
babasız kızlar korosu:
küfredip kavga çıkarırız
çirkiniz çirkiniz çirkiniz
babamız bizi sevmedi
cümlenizin hakkından geliriz
yaralarımıza şap dökerek büyüttük kendimizi
göçebeyiz; talan eder tüyeriz
hayat, baskınımıza mazur bir davet yeridir
arka kapıları tekmeler içeri gireriz
yaklaşma yakarım, dumanını üflediğim gibi
keyfime bakarım

ön kapıdan ve sırayla
buyrun kibar hanımlar beyler
babanız sizi sevdi de ne oldu?
korkak,kör ve bok gibisiniz.

PERİHAN MAĞDEN

13 Temmuz 2011 Çarşamba

bir hiç kimseye-3

karşına çıkmayışımı korkaklık sanma,
şüpheye düşme cesaretsizliğimden.
karşına çıkmayışım, elimi belime koyup da kavgaya tutuşmayışım
kendime olan saygımdandır.
söyleyecek sözüm olmadığından değil, haketmediğin için sesimi duymayı.
sen ki; en aşağılık, en arsız insan.
bilsem ki utanacaksın, bilsem ki kızaracak yüzün
geçer karşına tükürürüm suratının orta yerine.
ama nafile olur tüm çabalarım.

sanma ki, önemlisin.
sanma ki, bir kere bile görmek istedim seni.
sakın kendini olmadığın ve asla olamayacağın o 'sıfata' yakıştırma
sakın içten içe sahiplenme beni.
sakın ağlayıp, mızıldama.

suçlusun.
kötüsün.
korkaksın.
yüzsüzsün.

bu kızgınlığı üstüne alma. bunu sevgi sanma, eksiklik sanma, üzüntü ve hayalkırıklığı hiç sanma.
o kadar güçlüyüm ki; beni görsen utanırdın kendinden, kendi acizliğinden, karaktersizliğinden, erkekliğinden.

yalnız değilim, korkmuyorum da hiç, senin asla sahip olmayacağın erdemlerim var.
hiç eksikliğini hissetmedim, iyiki hiç sarılmadım sana, iyiki kokun değmedi burnuma, iyiki defolup gittin.
ve çok şükür sana hiç benzemedim.

zorlanmadan, zorlamadan

hayatı başarılarla doluydu erkeğin ama hep eksikti sanki en önemli şey. zaferden zafere koşarken hiç geçmedi içindeki sıkıntı. boşluklar dolmadı. tatmin etmedi hiç bir mağlubiyet ölümene. başını döndürmedi hiç bir zıplayış. hep daha iyiyi isterken, hırslanırken hayata, acımasızca içini hınçla doldururken, başarının hayattaki en değerli şey olduğunu, eğer işinde çok önemli bir noktaya gelirse saygı göreceğini sandı. aslında yanılmadı da, ama sebgiden eksik bir saygı beklemiyordu hiç. şimdi sahip olduğu kudret, insanların yalaka gülüşleri, çıkarcı davetleri, içten pazarlıklarıyla dolu.

güç, her zaman para demekti erkek için. zenginsen kimse dalga geçemezdi seninle, gülemezdi zaaflarına, lafının üstüne laf söyleyemezdi, kaliteli yaşar, yorulmadan yaşlanırdın, ve kim bilir yeterli parayı biriktirebilirsen azraille iş birliği yapıp ölmezdin bile belki.

yanıldı erkek. çocukluk ve ilk gençlik zamanlarında yaşadığı ruhsal ezikliği, belki sevgisizliği ve belki de kimlik karmaşasını, yıllarca kızlardan göremediği ufacık bir ilgiyi, dokunuşu parayla satın alınabilir sandı. ve aldı. parayla alınabilecek ne varsa.

yani ev, araba, kadın. ve daha nicesi.

hala anlayabilmiş değil yaşadığı mutsuzluğun sebebini. hala sevgiden bihaber. hala fedakarlık nedir, bilmez. evli değil, vücudunun her zerresine para biçilmiş kadınlar giriyor çünkü yatağına. çoçuğu yok. yaptırdığı mimari standartları yüksek okullar, yardım değil, gösteriş amaçlı daha çok.

erkek iyi giyinir, iyi arabalara biner, en iyi yemek nerde yenir; bilir. yatağındakilerin dışında; gezip tozduğu, elbiseler, parfümler, ayakkabılar aldığı üstü kapalı fahişeler de vardır hayatında. mutludur. eksik ama mutlu. arkadaşları vardır, golf oynarlar, seyahatlere çıkarlar. dertleşmezler ama hiç, erkeğin sabahlara kadar içip, içip anlatacağı derdi olmadı çünkü hiç.

aşık olmadı mesela.
ölen babasına üzülmedi hiç. sevmediler birbirlerini çünkü. (baba çok da sevilesi değildir gerçekten.)
yalnız kalan annesine acımadı, ama ev aldı ona en lüksünden; sandı ki malla, mülkle teselli bulabilecek annesi.
parta düşüpde, dizi kanayan bir çocuğu olmadı ki; içi acısın.
parasız kalmadı, çaresiz kalmadı.
yaşadığı alabildiğine koştura koştura.
para gerçekten erkeğe her kapıyı açtı biri hariç;
ama erkek o kapıdan hiç geçmediği için tadını bilmediği duyguları hiç aramadı.
'tam'ım sandı, oysa hep 'ham' kaldı.

aşkın ve hüzünün kollarına bir kez olsun bırakamadan kendini, dünyanın en iyi sigaralarını içip, en pahalı alkollerini yudumlarken kendisini ara sıra romantik bile sandı. kayan bir yıldız gördüğünde heyecanlandı biraz. dramatik bir aşk filminde gözleri dolar gibi oldu. bir çift yemyeşil gözü anımsadı durdu bazı şarkılarda. belki olabilirdi, biraz zorlasa duygularını, biraz üstüne düşse hislerinin, belki, ama olmadı.  tek tel saçı düşmeden başından, bir tane diş eksilmeden ağzından bir asıra yakın yaşadı.

şimdi mezar taşı yaşadığı şehrin en görkemlisinden. mermer taşı oldukça pahalı. geri dönüp de fani dünyaya, ziyaret etme şamsı olsaydı kendi kabrini, eminim oldukça gurur duyardı.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

yazı

söz bittiyse, bitmiştir herşey.

kırgın ve suskun bir kadından korkmalı erkek.
söyleyecek sözü olup da ağzını bıçak açmayan kadın kadar tehlikelisi yoktur.
bilmeli ki erkek artık dünya üzerinde o kadından daha
vazgeçmişi,
vicdansızı,
acımasızı,
kararlısı yoktur.

söz bittiyse, bitmiştir herşey.

anlatmaktan caydıysa kadın, usandıysa konuşmaktan;
ve gerçekten yorgunsa erkeğin ardında koşmaktan, yakalayamamaktan, tutup silkeyememekten, durup dinlememekten...

söz bittiyse, bitmiştir herşey.

sadece sayılı insan için, söz biterse, biterse herşey; yazı başlar. yazı yalnızlıktır. ve belki de yalnızlık yazıyla başlar. yalnızlar içindir hikayeler. masallar yaratmak yalnızların işidir. kalemi eline alan lal olur. konuşmaz.
yani yalnızlık ve yazı ve tabi ki susmak; belki bir miktar umutsuzluk, karamsarlık da lazım biraz demem o ki; mutluluğun bittiği yerde yazı başlar.