13 Temmuz 2011 Çarşamba

zorlanmadan, zorlamadan

hayatı başarılarla doluydu erkeğin ama hep eksikti sanki en önemli şey. zaferden zafere koşarken hiç geçmedi içindeki sıkıntı. boşluklar dolmadı. tatmin etmedi hiç bir mağlubiyet ölümene. başını döndürmedi hiç bir zıplayış. hep daha iyiyi isterken, hırslanırken hayata, acımasızca içini hınçla doldururken, başarının hayattaki en değerli şey olduğunu, eğer işinde çok önemli bir noktaya gelirse saygı göreceğini sandı. aslında yanılmadı da, ama sebgiden eksik bir saygı beklemiyordu hiç. şimdi sahip olduğu kudret, insanların yalaka gülüşleri, çıkarcı davetleri, içten pazarlıklarıyla dolu.

güç, her zaman para demekti erkek için. zenginsen kimse dalga geçemezdi seninle, gülemezdi zaaflarına, lafının üstüne laf söyleyemezdi, kaliteli yaşar, yorulmadan yaşlanırdın, ve kim bilir yeterli parayı biriktirebilirsen azraille iş birliği yapıp ölmezdin bile belki.

yanıldı erkek. çocukluk ve ilk gençlik zamanlarında yaşadığı ruhsal ezikliği, belki sevgisizliği ve belki de kimlik karmaşasını, yıllarca kızlardan göremediği ufacık bir ilgiyi, dokunuşu parayla satın alınabilir sandı. ve aldı. parayla alınabilecek ne varsa.

yani ev, araba, kadın. ve daha nicesi.

hala anlayabilmiş değil yaşadığı mutsuzluğun sebebini. hala sevgiden bihaber. hala fedakarlık nedir, bilmez. evli değil, vücudunun her zerresine para biçilmiş kadınlar giriyor çünkü yatağına. çoçuğu yok. yaptırdığı mimari standartları yüksek okullar, yardım değil, gösteriş amaçlı daha çok.

erkek iyi giyinir, iyi arabalara biner, en iyi yemek nerde yenir; bilir. yatağındakilerin dışında; gezip tozduğu, elbiseler, parfümler, ayakkabılar aldığı üstü kapalı fahişeler de vardır hayatında. mutludur. eksik ama mutlu. arkadaşları vardır, golf oynarlar, seyahatlere çıkarlar. dertleşmezler ama hiç, erkeğin sabahlara kadar içip, içip anlatacağı derdi olmadı çünkü hiç.

aşık olmadı mesela.
ölen babasına üzülmedi hiç. sevmediler birbirlerini çünkü. (baba çok da sevilesi değildir gerçekten.)
yalnız kalan annesine acımadı, ama ev aldı ona en lüksünden; sandı ki malla, mülkle teselli bulabilecek annesi.
parta düşüpde, dizi kanayan bir çocuğu olmadı ki; içi acısın.
parasız kalmadı, çaresiz kalmadı.
yaşadığı alabildiğine koştura koştura.
para gerçekten erkeğe her kapıyı açtı biri hariç;
ama erkek o kapıdan hiç geçmediği için tadını bilmediği duyguları hiç aramadı.
'tam'ım sandı, oysa hep 'ham' kaldı.

aşkın ve hüzünün kollarına bir kez olsun bırakamadan kendini, dünyanın en iyi sigaralarını içip, en pahalı alkollerini yudumlarken kendisini ara sıra romantik bile sandı. kayan bir yıldız gördüğünde heyecanlandı biraz. dramatik bir aşk filminde gözleri dolar gibi oldu. bir çift yemyeşil gözü anımsadı durdu bazı şarkılarda. belki olabilirdi, biraz zorlasa duygularını, biraz üstüne düşse hislerinin, belki, ama olmadı.  tek tel saçı düşmeden başından, bir tane diş eksilmeden ağzından bir asıra yakın yaşadı.

şimdi mezar taşı yaşadığı şehrin en görkemlisinden. mermer taşı oldukça pahalı. geri dönüp de fani dünyaya, ziyaret etme şamsı olsaydı kendi kabrini, eminim oldukça gurur duyardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder