Bir adım atsan koşarım aslında demeyeceğim sana
Çünkü yorgunum.
Mecalim yok adım atmaya.
Hani belki şöyle bir kafamı kaldırıp bakarım ama
Söz veremem tebessüm edeceğime sana.
Ellerimden tutup kaldırmaya gücün varsa beni
Yüzümü güneşe çevirmeye yeterse sabrın
Bıkmadan, usanmadan sevmeye devam edersen beni
Kim bilir belki; bir sabah güller biter yüzümde, iyileşirim.
Ama göze almalısın; tıpkı bir eroin bağımlısı gibi; dayanamaz da hasretine
Dönersem dipsiz kederime, nüksedebilir kalbimdeki kötü huylu hastalık.
Ellerini sıkı sıkı tutmayı bırakabilirim, avuçlarının arasından kayıp gider parmaklarım.
Aç kalırım, susuz kalırım, aşkınla yeterince beslersen beni; ölmem belki.
Ama sana o halimle yeter miyim?
Her güne ‘ya giderse’ değil de, ‘ya cayarsa yaşamaktan’ sorularıyla başlamaya cesaretin var mı gerçekten?
Ben ki bu kadar güvenemezken kendime; sana nasıl derim ‘inan bana’ diye.
Ama, şunu öğrendim kısacık hayatımda; kendine değilse bile, bir başkasına güvenebilmek, özellikle yüzünü gerçekten güldürebilen birine; böyle sapasağlam, ağaç gibi durduğunu hissetmek yanında, gölgesiyle, meyvesiyle her şeyiyle yanında olduğunu bilmek, ve sevmek, sadece ve sadece sesiyle bile yetinmek, değil aşk, değil şehvet, yalnızca varlığıyla, dünya üzerinde varoluşuyla hafiflemek…
Yeter aslında.
