Gidiyordu adam…
Hem sevdiğini söyleyip, hem geçip gidebiliyordu kadının yanından.
Yani bu bir çelişkiydi. Kadının bunu anlaması olanaksız.
Formül basitti aslında. Seviyorsan gitmezdin. Gidiyorsan, seviyorum diyemezdin.
Giderken ‘seviyorum ama’ deyip de binbir düşünceyle baş başa bırakamazdın geride kalanı. Haksızlıktı bu. Hem terk eden, hem seven olmak.
Kadın sakindi. Fırtına öncesi bir sessizlik değildi bu. Sadece sakindi. Dingin sular gibi, serin ve ürkütücü. Dibinde ne olduğu bilinmediği için gizemli.
Kızmalıydı, köpürmeliydi belki de, belki de kırıp, dökmeliydi. Ama yapmadı.
Sadece sustu. Uzunca süre, sesi çatallaşana, dudakları kuruyana kadar konuşmadı. İçinde hafif bir sızı. Sol yanında kırılmış bir kalple dondu kaldı bir süre akıp giden hayatın tam orta yerinde.
Sorunun veya konunun ne olduğu önemsizdi. Söylenen sözler değersiz. Tek önemli olan bu kadar kolay ‘ayrılmak istiyorum’ diyebilmesiydi diğer tarafın ve bunu kahramanlık sanması.
Düzeltmek, anlatmak, konuşmak gibi onlarca yolu vardı varolan sorunu çözmenin. Gitmek korkaklıktı. Gitmek kolay olandı.
Ayrı yollara sapmak, dönüp tam tersi istikamete yürümek olmazdı. Issız bir yolda yan yana yürürken birden elini bırakıp ‘ben geri dönüyorum’ denilmezdi. Sığmazdı bu aşka. Aşk bunu kaldırmazdı.
Ayrılık zordu. Zor olan acıtırdı ve acı üstü asla kabuk bağlamayan, ince ince kanayan bir yara gibi dururdu insanın içinde. Pansuman yok, ilaç yok, doktor yok.
Her sabah evin yakınında bir camiden okunan ezanın bir anda kesilmesi gibiydi ayrılık. Yolda hiç trafik olmaması kadar garip, havanın çok soğuk olması gibi can sıkıcı, insanın karnının aç olması ama canının hiç bir şey istememesi gibi bunaltıcıydı.
‘Severek ayrılmak’ ise fazla dramatik ve romantikti. Kadın sevmezdi böyle şeyleri. Erkek, kadının böyle şeyleri sevmediğini bilirdi.
Erkek konuştu, kadın yazdı.
Ve böylece biten bir ilişki üzerine tüm hesaplar kapandı.
dinle de sindir
Hem sevdiğini söyleyip, hem geçip gidebiliyordu kadının yanından.
Yani bu bir çelişkiydi. Kadının bunu anlaması olanaksız.
Formül basitti aslında. Seviyorsan gitmezdin. Gidiyorsan, seviyorum diyemezdin.
Giderken ‘seviyorum ama’ deyip de binbir düşünceyle baş başa bırakamazdın geride kalanı. Haksızlıktı bu. Hem terk eden, hem seven olmak.
Kadın sakindi. Fırtına öncesi bir sessizlik değildi bu. Sadece sakindi. Dingin sular gibi, serin ve ürkütücü. Dibinde ne olduğu bilinmediği için gizemli.
Kızmalıydı, köpürmeliydi belki de, belki de kırıp, dökmeliydi. Ama yapmadı.
Sadece sustu. Uzunca süre, sesi çatallaşana, dudakları kuruyana kadar konuşmadı. İçinde hafif bir sızı. Sol yanında kırılmış bir kalple dondu kaldı bir süre akıp giden hayatın tam orta yerinde.
Sorunun veya konunun ne olduğu önemsizdi. Söylenen sözler değersiz. Tek önemli olan bu kadar kolay ‘ayrılmak istiyorum’ diyebilmesiydi diğer tarafın ve bunu kahramanlık sanması.
Düzeltmek, anlatmak, konuşmak gibi onlarca yolu vardı varolan sorunu çözmenin. Gitmek korkaklıktı. Gitmek kolay olandı.
Ayrı yollara sapmak, dönüp tam tersi istikamete yürümek olmazdı. Issız bir yolda yan yana yürürken birden elini bırakıp ‘ben geri dönüyorum’ denilmezdi. Sığmazdı bu aşka. Aşk bunu kaldırmazdı.
Ayrılık zordu. Zor olan acıtırdı ve acı üstü asla kabuk bağlamayan, ince ince kanayan bir yara gibi dururdu insanın içinde. Pansuman yok, ilaç yok, doktor yok.
Her sabah evin yakınında bir camiden okunan ezanın bir anda kesilmesi gibiydi ayrılık. Yolda hiç trafik olmaması kadar garip, havanın çok soğuk olması gibi can sıkıcı, insanın karnının aç olması ama canının hiç bir şey istememesi gibi bunaltıcıydı.
‘Severek ayrılmak’ ise fazla dramatik ve romantikti. Kadın sevmezdi böyle şeyleri. Erkek, kadının böyle şeyleri sevmediğini bilirdi.
Erkek konuştu, kadın yazdı.
Ve böylece biten bir ilişki üzerine tüm hesaplar kapandı.
dinle de sindir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder