Oturuyordu adam bir bankta.
Sağ ve sol omzuna oturmuş meleklerden hangi birini dinlemesi gerektiğini, hangisinin haklı olduğunu düşünüyordu.
‘Gitmelisin’ diyordu sağdaki ve devam ediyordu;
“Gitmelisin ve görmelisin, çekmemelisin ellerini üzerinden. Şimdi gitmezsen, gidemezsin bir daha sol yanında taşıdığın ağırlığın yükünden. Aldığın yaşlar, yardımcı olmaz vicdanını rahatlatmaya. O senin, bırakmamalısın başkasına. Şimdi olmazsan eğer yanında, bir daha asla yer açmaz sana kıyısında. Kalbine sokmaz, kucağına almazsan eğer tahmin edemeyeceğin kadar fazla mesafe girecek aranıza. Ya şimdi ya da asla. Zor olanı yap. Beni dinle. Yanına git, git ve bir daha bırakma. Bilsin ki sen varsın. Ne olursa olsun kalacaksın. Bırak güvensin sana, yaslansın omzuna. Bilsin, kalmayacak yalnız asla. Yıllar sonra bir gün çıkıp da ağır sözler ettiğinde sana, sakın bana sığınma.”
Huzursuz, huzursuz kıpırdandı soldaki ve dedi ki;
“Gitme. Gitmek istemediğini biliyorum. Buradan kalk artık ve dön kendi hayatına. Geçmişinle yaşayamazsın. Bu sorumluluğu taşıyamazsın. Herkes kadar, senin de hata yapma hakkın var. Yap o zaman. Gideceksin de ne olacak? Onu senin mi sanıyorsun? Sadece seni mi sevecek, seni mi bilecek sanıyorsun? Bir hata yaptın. Artık dönüp geriye bakma. Şu an yapman gereken tek şey bundan sonrasını düşünmek, geçmişteki yanlışları taşımak değil yarınlara. Altından kalkamayacağın kadar cesur davranmak haddin değil, artık anla.”
Suskundu adam, bir taş kadar, bir ölü kadar, sonbahar kadar suskun.
Ve düşünceli.
Ve kederli.
Ve kararsız.
Vereceği tek bir kararla değiştirebilirdi her şeyi. Şekillendirebilirdi kaderi. Yaşanacakları daha güzel veya daha berbat kılabilirdi. Ama bunları bilecek, bildiklerini sindirecek ve sindirdiklerini tevazuu ile kullanacak olgunlukta değildi.
Ve her olgun olmayan, toy ve aceleci, genç insan gibi kolay olanı seçti. Kaç saattir oturduğunu bilmediği banktan kalktı ve sola doğru yürümeye başladı.
Biraz cesareti olsa sağa dönerdi.
Asla dönüp bakmadığı sağında, ufacık bir kız çocuğu bıraktı. Tüm benzer hikayelerin aksine, gözünde yaş, yüreğinde acı, damarlarında kızgınlık ve hafızasında intikam olmayan bir kız çocuğu.
Sağ ve sol omzuna oturmuş meleklerden hangi birini dinlemesi gerektiğini, hangisinin haklı olduğunu düşünüyordu.
‘Gitmelisin’ diyordu sağdaki ve devam ediyordu;
“Gitmelisin ve görmelisin, çekmemelisin ellerini üzerinden. Şimdi gitmezsen, gidemezsin bir daha sol yanında taşıdığın ağırlığın yükünden. Aldığın yaşlar, yardımcı olmaz vicdanını rahatlatmaya. O senin, bırakmamalısın başkasına. Şimdi olmazsan eğer yanında, bir daha asla yer açmaz sana kıyısında. Kalbine sokmaz, kucağına almazsan eğer tahmin edemeyeceğin kadar fazla mesafe girecek aranıza. Ya şimdi ya da asla. Zor olanı yap. Beni dinle. Yanına git, git ve bir daha bırakma. Bilsin ki sen varsın. Ne olursa olsun kalacaksın. Bırak güvensin sana, yaslansın omzuna. Bilsin, kalmayacak yalnız asla. Yıllar sonra bir gün çıkıp da ağır sözler ettiğinde sana, sakın bana sığınma.”
Huzursuz, huzursuz kıpırdandı soldaki ve dedi ki;
“Gitme. Gitmek istemediğini biliyorum. Buradan kalk artık ve dön kendi hayatına. Geçmişinle yaşayamazsın. Bu sorumluluğu taşıyamazsın. Herkes kadar, senin de hata yapma hakkın var. Yap o zaman. Gideceksin de ne olacak? Onu senin mi sanıyorsun? Sadece seni mi sevecek, seni mi bilecek sanıyorsun? Bir hata yaptın. Artık dönüp geriye bakma. Şu an yapman gereken tek şey bundan sonrasını düşünmek, geçmişteki yanlışları taşımak değil yarınlara. Altından kalkamayacağın kadar cesur davranmak haddin değil, artık anla.”
Suskundu adam, bir taş kadar, bir ölü kadar, sonbahar kadar suskun.
Ve düşünceli.
Ve kederli.
Ve kararsız.
Vereceği tek bir kararla değiştirebilirdi her şeyi. Şekillendirebilirdi kaderi. Yaşanacakları daha güzel veya daha berbat kılabilirdi. Ama bunları bilecek, bildiklerini sindirecek ve sindirdiklerini tevazuu ile kullanacak olgunlukta değildi.
Ve her olgun olmayan, toy ve aceleci, genç insan gibi kolay olanı seçti. Kaç saattir oturduğunu bilmediği banktan kalktı ve sola doğru yürümeye başladı.
Biraz cesareti olsa sağa dönerdi.
Asla dönüp bakmadığı sağında, ufacık bir kız çocuğu bıraktı. Tüm benzer hikayelerin aksine, gözünde yaş, yüreğinde acı, damarlarında kızgınlık ve hafızasında intikam olmayan bir kız çocuğu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder