20 Ekim 2010 Çarşamba

Gelecekten bir gün...

Bembeyaz bir yatak, kocaman…

Ben içinde huzur dolu uyuyorum. Harika rüyalar görüyorum, güven içinde olduğumu biliyorum…

Gözlerimi açınca masmavi bir gökyüzü karşılıyor beni, yatağımın sağ yanı duvardan duvara cam çünkü, ve gök mavinin altında, dupduru denize takılıyor gözlerim, gülümsüyorum.

Kocaman, bembeyaz ve yumuşacık yatağımda geriniyorum, taptaze hissediyorum kendimi, hiç olmadığım kadar sağlıklı.

Kalkıyorum ağır ağır, hiç acelem yok, aynaya bakıyorum ve bayılıyorum yansıyan görüntüye, gözlerimin içinde, ta derinde huzuru görüyorum, kaygı ve korkudan eser yok artık.

Camı aralıyorum, mis gibi, ferah mı ferah bir hava doluyor içeri. Ama ben üşümüyorum, geri de kalmış soğuk günler… Dalgaların sesini duyuyorum ilk, ardından çocukların sesleri, ardından da akan trafiğin…

Her şey yabancı aslında, biraz şaşırıyorum ama hemen geçiyor. Yabancı dillere, dinlere, renklere ve duygulara alışmışım çünkü. Her sabah yaşadığım bu şaşkınlıklar gün be gün azalıyor artık, ben de yabancılaşıyorum…

Üzerimi değiştirmiyorum, yüzümü yıkamıyorum, ‘Günaydın’ demiyorum kimseye, çünkü yalnızım.  Kahvem elimde, camın önüne geri dönerken, kitaplığıma takılıyor gözüm, hüzünleniyorum.. Bu ülkede Türkçe kitap çok az çünkü, olanları da ben okumuşum zaten..


Bu eve geçmişten taşıdığım tek anılarım onlar.. Hüznüm artıyor birden, ama hemen kovuyorum… Bir ara kitaplığın tozunu almayı hafızama kaydedip, yatağımın kenarına oturuyorum.



Ve uzun uzun denize bakıyorum… 


Aklıma denize hasret olduğum yıllar geliyor, deniz kenarında bir evde oturma hayallerimin aklımı kemirdiği yıllar

Şükrediyorum içimden. Bu Akdeniz ülkesinin bu güzel kıyısında olduğum için… 

Şimdi çok uzakta olan tanıdıklarım geliyor aklıma, ailem, dostlarım, sevgilim… Ama üzülmüyorum…

Çünkü tüm üzüntüm gitme kararı aldığım o soğuk kış günü tükenmiş yüreğimde. O kararsızlıkla geçen gecenin sabahı ‘Git’ demiş bana. Ankara’yı yitirdikten sonra artık hiçbir şey yıkmıyor beni. Kaplumbağamın öldüğü günü hatırlıyorum, nasıl üzüldüğümü, nasıl ağladığımı… Ne kadar çabuk ve basit ağladığım gelince aklıma, yıllar sonra, yıllar önceki bana acıyorum. Bir film izler gibi dalmış gözlerim. Kendi hikayeme bakıyorum.

Her şeyi ve herkesi nasıl büyük bir cesaret göstererek  bırakıp gittiğimi düşününce yürekleniyorum yeniden. İçten içe gurur duyuyorum kendimle.

“İyi ki yapmışsın” diyorum.

Özlemim çok büyük, evet ama alışmışım artık. Ne de olsan ara sıra seslerini duyuyorum…

Kıyıya vuran büyük bir dalga sesi dağıtıyor dikkatimi, ‘Buradasın, düşünme artık’ dercesine ardı ardına çarpıyor teknelerin yanağına, tereddütsüz bu günüme dönüyorum…

Gülümsüyorum yeniden, omuzlarımı dikleştirip, deniz havasını içime çekiyorum..

Gözüm elimdeki fincana kayıyor, insan nereye giderse gitsin, bazı alışkanlıklarından kaçamıyor işte. Ben, bardağımı eskiden de yarım bırakırdım hala hepsini içemiyorum.

Elimdeki soğumuş kahve fincanını yarısı dolu halde, komodinin üstüne bırakıp, kitaplığın tozunu almaya gidiyorum…



dinle de sindir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder