15 Ekim 2010 Cuma

Hikaye-6

Aldatılmışlığın, terkedilmişliğin ve ‘asıl kadın’ olamamanın yükünü taşıyamayan kadın çok üzgündü…

Hırsla dolmuş, kızgınlıkla taşmış, elinden geleni yapmış ama getirememişti geri gideni.

Kıskançlıkla, umut etmekle, ‘belki’lerle geçiyordu günleri.

Sevdiğini sanıyordu hala adamı ama istediği yalnızca intikamdı.

Aklına gelen her şeyi yapmış, ama girememişti büyük aşkın arasına.





Bunu aldatmadan saymamalıydı aslında, çünkü erkek hiç onun olmamıştı zaten. Asıl sevdiğine giderken, yol üstü uğradığı duraklardan sonuncusuydu yalnızca.

Yani erkek hep gönlünde olana, hep hayalinde olana, hiçbir zaman kavuşmayacak olsalar bile ‘hayatının aşkı’ olana isteyerek, bilerek gitmişti zaten.

Ve yanında ise severek, aşık olarak, huzur bularak kalmıştı.

Kalacaktı da…

 

Ama anlamıyordu kadın, kabul etmiyordu, yakıştıramıyordu terk edilen olmayı gururuna.

Oysa bilmiyordu ki gurur; terkedilmiş olmakla değil, gideni bırakmamakla, tutup sündürmekle, çekiştirmekle zedelenen bir şeydi. Yani bazen susmak, isteyene yol vermek ve dönüp geçmişi kurcalamamaktı asıl olan.

Mağrur bir hüzünle yolculanmalıydı erkek ve belki uzun süren bir yasla sönmeliydi içinde yanan ateş.

Ne yazık ki bunları anlayamayacak kadar hırsla bilenmişti kadın… Beyni de bu mantıklı düşüncelere yer kalmayacak kadar kötü oyunlarla doluydu.

Ama bilmediği ve bilmesi gereken önemli bir şey vardı…

‘Asıl kadın’ onun olan erkeğe başkasının el uzatmasına, göz dikmesine ve hatta onunla ilgili bir hayal kurmasına bile izin vermezdi.

Ve adamla ‘asıl kadın’ın birbirlerine besledikleri aşk, paylaştıkları her şey kadının hayatında görüp görebileceği en gerçek haldi.

İşte bu yüzden…

Kadın ya…

‘Umut etmenin işkence süresini uzatmaktan başka hiçbir işe yaramadığını’ idrak edip erkekten artık vazgeçmeli…

Ya da…

Sevdiği erkeğin ‘asıl kadın’a nasıl aşık olduğunu ve mutluluklarına hiçbir şeyin engel olmayacağını uzaktan izlemenin acısına alışmalıydı şimdiden…

Çünkü bu gerçek hiç değişmeyecekti.

‘Asıl kadın’ o değildi ve asla olamayacaktı.

Erkek ‘asıl kadına’ aşıktı, tutkundu ve vurgundu, en az ‘asıl kadın’ kadar, hem de hiç olmadığı kadar…
 
Masallar iki kişilikti, üçüncüler hep kötü yürekliydi…

Hikaye, kadın için gerçekten mutsuz, acınası bir sondu…

Ve en önemlisi bir adama ‘erkeğim’ demekle, o adam ne yazık ki, kadının erkeği olmuyordu…


dinle de sindir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder