…
İstanbul manzarasını izlemeye buraya ne zaman gelse, aklında hep başka şeyler oluyor aslında, o yüzden hiç tadına varamıyor manzaranın… Bu günde o diğer düşünceli günlerin bir türevi… Kadın aynı, manzara aynı, dert farklı…
Siyah gözleri boğaz köprüsünden akıp giden trafiğe takılıyor kadının, yüzlerce insan koşuşturup duruyor her gün, her sabah aynı saatlerde başlıyor yarış, ne bir eksik ne bir fazla, gün bitiyor. Her gün bir öncekinden daha yorucu…
O bankta öyle boş boş oturup, saçma sapan şeyler düşünürken kalabalık genç bir grup geçiyor önünden, her biri farklı bir duygu saçarak geçip gidiyorlar kahkahalar arasında…. Melankoli, mutluluk, kararsızlık ve o yaş grubunun en belirgin özelliği olan gereğinden fazla cesaret… Kendi arkadaşlarıyla ne kadar eğlendiğini anımsıyor kadın, gülümsüyor belli belirsiz… Neden sonra hep yalnız olduğunu fark ediyor birden, o zamandan bu zamana değişmeyen tek şey bu. Bir de kırmızı ojeli eller işte.
Dışarıdan bakıldığında hiç de yalnız değil aslında, yanında, etrafında, hayatının merkezinde hep birileri olmuş. Ama tamamlanamamış bir türlü, ya tuzu eksik olmuş, ya yağı, hiç birinin lezzeti vazgeçilmez değil.
‘Amaan’ dercesine omuz silkiyor kendi kendine, sonra da etrafına bakıyor birileri gördü mü diye?
Biraz uzakta, yaşı hayli ilerlemiş şirin bir çift simit atıyor martılara… Kadın bayılıyor bu manzaraya, hep böyle huzur saçan şeyleri sevdi zaten, herkes çok sıkıcı olduğunu düşündüğü zamanlarda bile değişmedi bu fikri. Arkasına iyice yaslanıp izliyor çizgi film karakteri modeli çifti, yılların getirdiği duvar gibi güveni hissediyor kaç metre uzaktan…
Sonra yaşlı amcayla göz göze gelip kafasını çeviriyor hemen… Çok mahrem bir ana ortak olmuş gibi utanıyor. Görmemesi gereken bir şey görmüş gibi korkuyor… Sonra tekrar gayri ihtiyari tekrar göz göze geliyor amcayla ama bu kez gülümsüyor ihtiyar. Yükü hafifliyor kadının, simitleri yiyen martılar kadar mutlu oluyor…
Hava oldukça ılık ama üşüyor kadın, (hep çok üşür zaten) kalkıp yürümeye başlıyor, saçları uzun, rüzgarda eline yüzüne dolanıyor, sinir oluyor kadın…
Usta bir hareketle yakalıyor saçlarını bir hamlede topluyor, tokalıyor hemen, rahatlıyor…
Kendisine ayırdığı o kısacık süre bitmek üzere artık, hayatına ağır adımlarla ama sabırsızlanarak geri dönmeye başlıyor, çünkü mutlu, çünkü sevdiği bir sürü insan var, çünkü o da seviliyor...
Tam da bu duygularla adımlarını hızlandırmışken, bir hisse kapılıyor birden, izlendiğini sanıyor/hissediyor… Kaşlarını çatıp şöyle bir etrafına bakıyor, uzaklaşıp gidiyor…
….
Biraz arkada erkek, şaşkın halde kadının ardından bakıyor. ‘Hayır o değildi’ dercesine sallıyor kafasını kendi kendine… Belki de inanmak istemiyor.
Tam arkasını dönüp gidecekken kırmızı ojeli elleri hatırlıyor…
Ve kadının ‘o’ kadın olduğuna emin oluyor…
3-5 saniye kadar kararsız kaldıktan sonra dönüp ardına hızlı adımlarla uzaklaşıyor…
Ve böylece iki ayrı hayat, iki ayrı insan, yine birbirlerini es geçerek farklı yönlere doğru hızla yürümeye devam ediyor…
dinle de sindir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder