‘Yani şimdi gitsem hiç umrunda olmayacak öyle mi’ diye sordu kadın.
Ağlamaktan rimelleri akmış, gözyaşlarına karışıp yanağına izler bırakmış, saçı başı dağılmış, dudaklarını sinirden kemirmiş ve kanatmış kadına bakarken adam, aslında onu ne kadar çok sevdiğini düşündü.
‘Evet’ dedi ama, ‘Umrumda olmayacak.’
Bu lafın altında kalamazdı kadın. Kalkıp gitmeliydi. Uzaklaşmalıydı buradan. Bu, açık açık ‘sevmiyorum seni’ ya da ‘‘dur’ diyecek kadar sevmiyorum’ anlamına geliyordu ki; bunu kaldıramazdı kadın. Kalbine anlatsa, beynine, beyine anlatsa gururuna kabul ettiremezdi bu durumu.
Mıh gibi dondu kaldı olduğu yerde. Ne tek bir hareket, ne tek bir cümle, ne dönüp gidebiliyordu kapıyı çarparak ne de ileri bir adım atabiliyordu adamın suratına bağırarak.
Bunca sene, bunca zaman, lanetli ve sihirli onca an geldi gözünün önüne kadının. Bu lafı duymak için miydi hepsi? ‘Umrumda olmayacak.’
Beyninin içinde binlerce böcek dolaşıyordu sanki çığlıklar atarak. Tek bir damla kalmamıştı göz pınarlarında dışarı fışkıracak. Saatlerdir ettikleri saçma sapan kavganın sebebini hatırlamaya çalıştı alnını kırıştırarak.
Sonra birden bire, aniden duruldu rüzgar. Dindi yağmur. Geriye fırtınanın bıraktığı enkazlar. ‘Ne yapıyorum ben’ diye düşündü bir süre olduğu yerde durarak. Bir kaç dakika sonra çantası elinde, düşleri ayaklarının dibinde, sonsuz bir boşluk yüreğinde çıktı gitti kapıyı usulca ardından kapatarak.
Ağlayamadı adam. Konuşamadı. Gidip de arkasından kadının, onu durdurmadı.
**
Oysa yavaştı kaldırımda attığı adımları kadının. Hani bir ümit, hani belki. Gelir de kolunu tutar adam. ‘Gitme’ der. ‘Gitmemelisin’ der. Belki geri dönmez kadın ama en azından bilir, sevildiğini bilir.
**
Adam gitmedi.
Kadın gelmedi.
Adam aramadı.
Kadın sormadı.
Adam hep sevdi.
Kadın bunu hiç bilmedi.
Ve yine, yeniden bir ilişki daha zamanın orta yerinde dondu kaldı, havada asılı kalarak. Ve ölümsüzlüğe mahkumdur artık; hem kadının hem de erkeğin her ilişkisinde, derin bir acıyla anımsanacak.
Ağlamaktan rimelleri akmış, gözyaşlarına karışıp yanağına izler bırakmış, saçı başı dağılmış, dudaklarını sinirden kemirmiş ve kanatmış kadına bakarken adam, aslında onu ne kadar çok sevdiğini düşündü.
‘Evet’ dedi ama, ‘Umrumda olmayacak.’
Bu lafın altında kalamazdı kadın. Kalkıp gitmeliydi. Uzaklaşmalıydı buradan. Bu, açık açık ‘sevmiyorum seni’ ya da ‘‘dur’ diyecek kadar sevmiyorum’ anlamına geliyordu ki; bunu kaldıramazdı kadın. Kalbine anlatsa, beynine, beyine anlatsa gururuna kabul ettiremezdi bu durumu.
Mıh gibi dondu kaldı olduğu yerde. Ne tek bir hareket, ne tek bir cümle, ne dönüp gidebiliyordu kapıyı çarparak ne de ileri bir adım atabiliyordu adamın suratına bağırarak.
Bunca sene, bunca zaman, lanetli ve sihirli onca an geldi gözünün önüne kadının. Bu lafı duymak için miydi hepsi? ‘Umrumda olmayacak.’
Beyninin içinde binlerce böcek dolaşıyordu sanki çığlıklar atarak. Tek bir damla kalmamıştı göz pınarlarında dışarı fışkıracak. Saatlerdir ettikleri saçma sapan kavganın sebebini hatırlamaya çalıştı alnını kırıştırarak.
Sonra birden bire, aniden duruldu rüzgar. Dindi yağmur. Geriye fırtınanın bıraktığı enkazlar. ‘Ne yapıyorum ben’ diye düşündü bir süre olduğu yerde durarak. Bir kaç dakika sonra çantası elinde, düşleri ayaklarının dibinde, sonsuz bir boşluk yüreğinde çıktı gitti kapıyı usulca ardından kapatarak.
Ağlayamadı adam. Konuşamadı. Gidip de arkasından kadının, onu durdurmadı.
**
Oysa yavaştı kaldırımda attığı adımları kadının. Hani bir ümit, hani belki. Gelir de kolunu tutar adam. ‘Gitme’ der. ‘Gitmemelisin’ der. Belki geri dönmez kadın ama en azından bilir, sevildiğini bilir.
**
Adam gitmedi.
Kadın gelmedi.
Adam aramadı.
Kadın sormadı.
Adam hep sevdi.
Kadın bunu hiç bilmedi.
Ve yine, yeniden bir ilişki daha zamanın orta yerinde dondu kaldı, havada asılı kalarak. Ve ölümsüzlüğe mahkumdur artık; hem kadının hem de erkeğin her ilişkisinde, derin bir acıyla anımsanacak.
dinle de sindir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder