15 Ekim 2010 Cuma

Hikaye-5

“Seni rüyalarımda görüyorum” demek isterdi erkeğe kadın, ama muhtemelen inanmazdı erkek, gülerdi…


Erkek, gerçekten de belirli aralıklarla rüyalarına giriyordu kadının. Öyle gecelerin sabahı çıkıp erkeğin yanına gidesi geliyordu kadının. Her şeyi geride bırakarak. Aradan geçen onca yılı hiçe sayarak. Bıraktığı yerde, bıraktığı gibi elleriyle koymuşçasına gidip bulmak, sarılmak ve gülmek istiyordu doyasıya, eskiden olduğu gibi.

Ama erteliyordu hep.

Kırıktı cesareti, ürkekti içi.

Kaderin kavşaklarından birinde ayrılmıştı yolları. İzlerini kaybetmemişlerdi belki, belki hep uzaktan uzağa izlemişlerdi birbirlerini ama olmamıştı işte. Yarım yamalak bir şeyler yaşamış, tadı damaklarında kalmış, sonra da kopmuşlardı. ‘Yaşanmışlık’ denmeyecek kadar azdı aslında anıları.

En kötüsü de erkeğin ne hissettiğini bilmemekti. O da hala kadını düşünüyor muydu acaba ara ara? ‘Kalkıp gitsem bu şehirden’ diyor muydu o da? Kadını anımsayıp hüzünleniyor ya da gülümsüyor muydu ki? Bir şarkı dinleyip ‘Onsuz olmaz’ diye düşünüyor muydu hala?

Yoksa vazgeçmiş miydi çoktan. Canı sıkıldığı anlarda aklına şöyle bir esen ama hemen sonra dikkatinin yönü değişen biri mi olmuştu acaba? Kadın artık eski bir isim, tozlanmış bir hatıra ve hafızadan yavaş yavaş silinen bir resim miydi erkek için?


Bilmiyordu kadın.

Her zaman yüreğinin sesini dinleyen bir insan olmuştu aslında. Şimdiye kadar çoktan erkeği aramış, görmüş olmalıydı. Ama yapamıyordu işte, hayatındaki şartlar uygun değildi buna. Kızıyordu aslında kendine, ‘Ne bekliyorsun?’ diyordu. Ama yapamıyordu işte, nedeni, nasılı yok. Ya-pa-mı-yor-du.


**

Farkında değildi kadın ama çok korkuyordu.

 Gidip bulamamaktan, ya da gidip yüreğini teslim edip geri alamamaktan, ya da erkeğin gönlünün artık başka birine bağlı olmasından. Yüzleşmiyordu bunlarla, inkâr ediyordu ama dedim ya farkında değil, deli gibi korkuyordu. O eski erkeği kaybetmiş olmaktan, alaycı ve gamsız birini bulmaktan. Yani umduklarıyla bulacakları arasındaki farkları hesaplamaya çalışırken içine düştüğü umutsuzluk ürkütüyordu kadını, cayıyordu o da.

Farkında değildi kadın ama çok korkuyordu.


**

 
Zaman geçecek, günler, ayları, aylar, yılları kovalayacak. Belki de bu kadar vakit almayacak. Ama buluşacak kadın ve erkek. Gülümseyecekler. Konuşacak, dertleşecek, tartışacak, kahkahalar atacaklar…

Suskunlaşacaklar belki de…

Sonra ne olur, kim gider, kim kalır, neler söylenir, ne kadarı değer bulur,  bilmiyorum…

Bildiğim şey ise kadının söylemek için can attığı o cümle ;

“Seni rüyalarımda görüyorum”

dinle de sindir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder