13 Ocak 2011 Perşembe

bir bitişe yakılan ağıt

adamın sıkkınlığı.
kadının bıkkınlığı.
bu yorgunluk, bu yıllanmışlık hissi.
sürüp giden sessizlikler,
uzayıp bitmeyen saniyeler.
birbirinden kaçan gözler, kırıcı olmayan arkadaşça sözler
bitmiş artık, zaman tükenmiş.
ateş sönmüş.

artık kavga yok, kıskançlık, ihtiras, dokununca yakan tenler yok.
eskimiş aşk. zaman yamalı bir halıya benzetmiş.

bakıyor kadın adama, 'ne kadar severdim, ne çok sevdim' diye düşünüyor utanarak, böyle düşünmesi ayıpmış gibi, ihanet etmiş gibi hissediyor.

bakıyor adam kadına 'ah bu gözler, ömrümü, canımı verirdim yoluna' diye düşünüyor utanarak, böyle düşünmesi ayıpmış gibi, ihanet etmiş gibi hissediyor.

sonra sessiz bir alışveriş başlıyor.
kadın önce ellerini alıyor erkekten, erkek kadından gözlerini. sonra yüreklerini geri veriyorlar birbirlerine. edilen yeminler için tövbe ediyorlar içlerinden, verilen sözler için özür. hayaller takas ediliyor. kadın yavaş yavaş tamamlanıyor, erkeği usul usul tamamlayarak. dudaklarını, sorumluluklarını, sırlarını döküyorlar masaya. kendine ait olanı alıyor herkes. üzgünler, çok üzgünler ama ağlayacak kadar değil. üşümeye başlıyor kadın kendinden gidenlere, erkeği ateş basıyor aldıklarına dair. farklılaşmaya başlıyorlar. yalnız olmaya, 'o'nsuz olmaya adım adım yaklaşıyorlar. kadının dudakları hareket ediyor bir şey söyleyecekmiş gibi, cayıyor. erkeğin eli gidecek gibi oluyor kadına vazgeçiyor. uğraşmanın, çabalamanın, bu zahmete girmenin hiçbir anlamı yok artık biliyorlar. sözcükler tükenmiş. heceler, kelimeler, kurulan uzun cümleler, gecelerce süren sohbetler bir anda yok oluyor. asılı kalıyor zaman havada. ya da kadın ve erkek öyle sanıyor. bitti. bitiyor. kayıp gidiyor bir 'AŞK' elden, elden bir şey gelmiyor. bu kaçıncı bitiş, bu kaçıncı aradığını bulamama, bu kaçıncı hayal kırıklığı. bilmiyorlar. umurlarında değil. sonra kaldırıyor adam başını kadının gözlerine kilitleniyor. ve o gözlerde özür, veda görüyor. yüreğinden sıcacık bir öpücük yolluyor kadına, içinden sessizce 'mutlu ol' diyor. duymuyor kadın ama gülümsüyor, içinden 'sen de' diyor. kadın içindeki çocuğun elini tutuyor, adam kendi ruhunun ayrı ayrı yollara gitmeye başlıyorlar. yol uzun, yol dolambaçlı, yol belki de çıkmaz.

çok zaman sonra, farklı farklı yerlerde ama aynı anda kadın omzunu kokluyor, erkek ellerini. birbirlerinde neyi bıraktıklarını farkediyorlar. birbirlerinden alamayacakları tek şeyi.
kokularını. 
ağlamaya başlıyor kadın, ağlamaya başlıyor erkek.
bir bitişe yakılan ağıt yüğreklerini dağlıyor. 
sonra rüzgara çıkıyorlar belki koku gider sahibini bulur diye.
içten içe asla gitmemesini dileyerek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder