takdir ettim bugün yüzsüzlüğe eklenen katıksız çirkefliği.
hem adi, hem soysuz, hem kansız, hem vicdansız olduğunu çok iyi biliyordum.
o yüzden bir de yalancı olman çok şaşırtmadı beni.
aslında biraz hayal kırıklığına uğradığımı da itiraf etmeliyim.
yüreğimde salakça ve çocukça, ufacık bir umut taşıdığımı, bu sabah ayaklarımın dibine düşüp
tuzlabuz olunca farkettim.
bir anlık aptallığıma gelmiş olmalı ki;
gerçekten üzülebilmiş olabileceğine
gerçekten beni görmek isteyeceğine
ve gerçekten beni özlediğine, hatta inanmazsın belki de beni sevdiğine inanmak üzereydim.
neyse ki; çabuk geçti.
derhal, bünyeme baskı yapan iyi niyetimi, bir kaç bıçak darbesiyle kan revan ettim.
kafamın üzerinde uçuşan pembe kelebekleri eski gazetelerle ezdim. aynadaki pollyana gülüşümü tek tokatla yere serdim. yumuşar gibi olan kalbimi, cezasını çekip, daha da sertleşsin diye çarmıha gerdim. tüm boş ve gereksiz umutlarımı kendi ellerimle siyah bir poşete koyup, ihtiyacı olanlara verdim.
şimdi iyiyim, kendime geldim.
az kalsın kendimi 'yıllardır kavuşamamanın romantizmi'ne kaptırmak üzereydim.
toparlanmam yaklaşık 3 dakika sürdü.
kendime inanılmaz bir hızla çeki-düzen verdim.
Ne yazık ki insan, kızgınlıklarını unutmaya hazır yaşıyor. acizleşiyor, affetmetmeye hazır hale geliyor farkına varmadan. şükrediyorum ki; bünyem çok dayanıklı. her türlü darbeye iki katıyla cevap veriyor. üzülmeye, oturup zırlamaya tahammülü yok. avutulmaya ise hiç gelmiyor. açılan yaralarım mucizevi şekilde kendini tedavi ediyor.
yazabiliyor olmak, güzel meziyet. insanın dilinin tutulduğu anlarda inanılmaz işe yarıyor. şaşkınlık lal ediyor insanı da, kalemini elinden düşürmüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder