24 Ocak 2012 Salı

ne desem boş!!

Kadın, döndü tekrar. Yalnız. Suçlu değil belki ama uyuyamıyor bu aralar. Hasta. O kadar hasta ki, öyle bir hasta ki ilacı yok. Vurulmuş bir yalnızlığa, kopamıyor işte. Uyuyor, uyanıyor. Sonra yeniden uyuyor.



Savaşıyor, yaralanıyor. Hep aynı hikaye. Yaşadıkça ve etrafına baktıkça ve özellikle yıllar hızla aktıkça, görüyor ki; herkes en az kendisi kadar ve belki daha fazla kırgın, kızgın ve mutsuz, hep yenilmemiş belki ama cesareti kırılmış,  hayalleri bir yerlerde düşmüş cebinden.



Belki de yalnızlık doğuştan sahip olduğumuz bir hastalıktır. Kim bilir? Kim cevap verebilir? Kim ne kadar kendisine yardımcı olabiliyor ki, başkasına merhem verebilir? Bir ilaç bir insanın ağrısını kaç gün keser? Kaç tane hap bir saatte öldürür adamı?  



Ne kadar acıya göğüs gerebilir insan, nerede pes eder? Nerede başlar, nerede durur. Durduğu yerde nereye bakar uzun uzun? Ne görür? Ayağını yere ne kadar sağlam basarsa bassın, yerin ne zaman yarılacağını nasıl bilir?



Ve bir insan başka bir insana ne kadar sevgi verebilir? Ne kadar giderebilir yalnızlığını, kızgınlığına, çirkinliğine ne kadar tahammül edebilir? Bir aşk nasıl biter, bir diğeri nasıl başlar? Kaç gün ağlayarak geçirir ömründen, ne kadarında güler?



Cevabı olmayan kaç soru var hayatta?

Cevabını bilmenin hiçbir işe yaramayacağı kaç soru sorar insan gecenin bu karanlığında?


1 yorum:

  1. gitmişsin bir yerlere belli, neden vazgeçtin yazmaktan? her şey daha iyiye gittiği için, yalnızlığından kurtulduğun için olsun isterim, belki de yalnızlığını paylaşacak birini bulduğun için...

    YanıtlaSil